Gülünce ne kadar güzel oluyorsun yoldaşım. Çocuklaşıyor, daha bir masumlaşıyorsun. İçin dışına mı vuruyor ne… Tek tek kucaklaşırken hepimizle, narin ellerinden, incecik kalmış kollarından beklenmeyen bir kuvvetle kucaklıyorsun bizi, yaşamda kucakladığın gibi, kanatlarının altına alıp korumak istediğin gibi, ana gibi, yoldaş gibi…Çağla Akar (Tavır Dergisi, Eylül 1996 / ”Bir Destanı Yazarken; Direniş ve Tebessüm” adlı yazıdan!)  

Gülünce ne kadar güzel oluyorsun yoldaşım. Çocuklaşıyor, daha bir masumlaşıyorsun. İçin dışına mı vuruyor ne… Tek tek kucaklaşırken hepimizle, narin ellerinden, incecik kalmış kollarından beklenmeyen bir kuvvetle kucaklıyorsun bizi, yaşamda kucakladığın gibi, kanatlarının altına alıp korumak istediğin gibi, ana gibi, yoldaş gibi…

Çağla Akar (Tavır Dergisi, Eylül 1996 / ”Bir Destanı Yazarken; Direniş ve Tebessüm” adlı yazıdan!)  

87’lerdi. Ben Niyazi abi ile kalıyordum. Eve yeni taşınmıştık, kısa süre sonra Sabo geldi, şöyle bir eve baktı, ne kadar zevksizsiniz, nasıl böyle bir yerde kalabiliyorsunuz dedi. Sonra bana döndü, hadi erkekler bu işlerden anlamaz, ama sen ne biçim kadınsın diye kızdı. Arkasından evi nasıl yerleştirebiliriz, nasıl güzelleştirebiliriz diyerek dolaştı. Gerçekten çok kısa süre sonra ev çok sade ve zevkle yerleştirilmiş, insanı dinlendiren bir yere dönüşmüştü. Sabo tüm bu değişiklikleri hemen hiç para harcamadan yapmıştı. Daha sonra evin ilk hali ve benim yaklaşımım üzerine konuştu. Konuşmaya Stalin’in Moskova’da yaptırdığı metroyu örnek vererek başladı. Bu metro Moskova’da bu güne kadar yapılan en güzel sanat eserlerinden biriymiş. Metro hem kullanım açısından en güzel şekilde inşa edilmiş, hem de Stalin sosyalist insanın en ince zevkini katmıştır. Biz de böyle olmalıyız. Yaptığımız her işe ufak ya da büyük kendimizden bir şeyler katmalıyız. Örneğin bu ev, nasıl yapılacağını bilmiyorsan kataloglara bak, sonra biz nasıl bir yerde kalmalıyız diye düşün ve yerleştir. Ama emek ver ve düşün, yaptığın her işe böyle yaklaş. Bu sende yaratıcılığı geliştirir, siyasi faaliyetlerine de yansır bu. Ufak ya da büyük yaptığın her işi en iyi şekilde yapmalısın dedi. Kendisi yaptığı her işi büyük bir titizlikle yapar, yapılmasını isterdi. Örgütsel işlerden günlük yaşamdaki en ufak işe kadar başkalarının nasıl yaptığını da denetlerdi. Biz her şeyi en iyi şekilde yapmalıyız derdi. Bir Kadın Yoldaşı 

87’lerdi. Ben Niyazi abi ile kalıyordum. Eve yeni taşınmıştık, kısa süre sonra Sabo geldi, şöyle bir eve baktı, ne kadar zevksizsiniz, nasıl böyle bir yerde kalabiliyorsunuz dedi. Sonra bana döndü, hadi erkekler bu işlerden anlamaz, ama sen ne biçim kadınsın diye kızdı. Arkasından evi nasıl yerleştirebiliriz, nasıl güzelleştirebiliriz diyerek dolaştı. Gerçekten çok kısa süre sonra ev çok sade ve zevkle yerleştirilmiş, insanı dinlendiren bir yere dönüşmüştü. Sabo tüm bu değişiklikleri hemen hiç para harcamadan yapmıştı. Daha sonra evin ilk hali ve benim yaklaşımım üzerine konuştu. Konuşmaya Stalin’in Moskova’da yaptırdığı metroyu örnek vererek başladı. Bu metro Moskova’da bu güne kadar yapılan en güzel sanat eserlerinden biriymiş. Metro hem kullanım açısından en güzel şekilde inşa edilmiş, hem de Stalin sosyalist insanın en ince zevkini katmıştır. Biz de böyle olmalıyız. Yaptığımız her işe ufak ya da büyük kendimizden bir şeyler katmalıyız. Örneğin bu ev, nasıl yapılacağını bilmiyorsan kataloglara bak, sonra biz nasıl bir yerde kalmalıyız diye düşün ve yerleştir. Ama emek ver ve düşün, yaptığın her işe böyle yaklaş. Bu sende yaratıcılığı geliştirir, siyasi faaliyetlerine de yansır bu. Ufak ya da büyük yaptığın her işi en iyi şekilde yapmalısın dedi. Kendisi yaptığı her işi büyük bir titizlikle yapar, yapılmasını isterdi. Örgütsel işlerden günlük yaşamdaki en ufak işe kadar başkalarının nasıl yaptığını da denetlerdi. Biz her şeyi en iyi şekilde yapmalıyız derdi. 

Bir Kadın Yoldaşı 

Ayçe İdil Erkmen - Sığdırmak Yaşamı Bir Güne! 

”Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik!” / Mahir Çayan (30 Mart 1972, Kızıldere)
”Bizler birer kızıl karanfil olarak yurdumuzun dört bir yanında açacağız. Tankınızla, topunuzla gelin, hadi deneyin! Varsa cesaretiniz gelin!” / Sabahat Karataş (17 Nisan 1992, Çiftehavuzlar)

”Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik!” / Mahir Çayan (30 Mart 1972, Kızıldere)

”Bizler birer kızıl karanfil olarak yurdumuzun dört bir yanında açacağız. Tankınızla, topunuzla gelin, hadi deneyin! Varsa cesaretiniz gelin!” / Sabahat Karataş (17 Nisan 1992, Çiftehavuzlar)

Aşık Şah Sanem Bacı - Soyanlara Vur 

Aç kolumdan kelepçeyi, zinciri,
Kanunsuz tüzüğe uyanlara vur.
Devlet kasasından alır hıncını,
Halkın haznesini soyanlara vur. 
Halkın haznesini polis, soyanlara vur polis. 

Emek harcamadan işler yürütür,
Rüşvet alır milyonları eritir,
Emekçimiz sürüm sürüm sürünür,
Halkımın sırtından doyanlara vur.
Halkımın sırtından polis, doyanlara vur polis. 

Der Şah Sanem bir hakkınız yok sizin,
Emek bizim, para bizim, hak bizim,
Yetim, mazlum hakkı gözetmeksizin,
Çalıp çırpıp cebe koyanlara vur.
Çalıp çırpıp cebe koyanlara vur polis.

ez-nora:

Satırı satırına…

”(…)Bize lazım olan solduyudur. Halkı evine göndermek sağ’ın işidir, iktidara karşı kalkan her kaşı desteklemek sol’un.”

Ötekilere bıraktık
Güneşi karşılamayı
Nasıl, nasıl ama nasıl isterdik
İsterdik biz de yaşamayı

Erken öleceğiz seninle biz
Şafaktan önce öleceğiz
Madem ki biz partizanız
Zincirin ilk halkasıyız
Erken öleceğiz seninle biz
Şafaktan önce öleceğiz

Anımsar mısın seninle
Gece nasıl vedalaşmıştık?
Silah sesleriyle yüklüydü gece
Nasıl heyecanlıydık nasıl
Kulağımız yüreğimizde 

 

Özgürleşme talebi ve kapitalist üretim koşullarındaki eşitsizliğin nedenlerini teşhis etme ve ortadan kaldırma iradesi olmadığında; hak eşitliği politikası, üstüne kurulu olduğu eşitliği sürekli olarak kanıtlama, her yerinden kâr ideolojisi fışkıran, yüzeysel kadınlar erkeklerden farklıdır ideolojisinin karşısına dikilme zorunluluklarını içerir. (Kadınlar, tabii ki, erkeklerden farklıdır, ancak bunun teknikleşme düzeyi beden gücünü gittikçe gereksizleştiren bir endüstrideki verimlilik kapasitesi ile bir alakası yok.) Kadınların aptallığını üreten yaşam ve çalışma koşulları ortadan kaldırılmadığı, en azından saldırıya uğramadığı sürece, bu konuda ikna edici ve açık bir kanıt sunulamaz. İnsanların tanıdığı birkaç yetenekli kadın hiçbir işe yaramaz, pekala istisnadırlar ve zaten kendilerini öyle hissederler. 

Ulrike Meinhof